Karadeniz'in hızlı değişen ruhu, İstanbul'a bu kadar yakın bir kıyıda özgürlük, dayanışma ve doğayla teması yeniden tanımlıyor. Riva Surf House'un Samet ve Güneş'le başlayan bağımsız sörf hayali bugün yeni dalgaları kucaklayan bir topluluğa dönüştü. Biz de bu hikayenin kalbine indik; Riva'dan Pasifik hayallerine uzanan sörfçüler Dilara ve Su'yla konuştuk, dalga beklerken kurulan dostlukları, cesareti ve suyun üstünde denge ararken hayatın geri kalanını nasıl yeniden kurduklarını dinledik.
Riva Surf House kurucuları Güneş Engin Mutlugün ve Samet Mutlugün, İstanbul'da yarattıkları sörf kültürünü ve topluluğunu anlatıyor.
Riva Surf House nasıl ortaya çıktı?
Samet: Bir gün Güneş'le Riva'ya sörfe gelmiştik ancak umduğumuz gibi dalga bulamadık. O sıralar aynı zamanda dört köpeğimizle de beraber yaşayabileceğimiz bir ev arıyorduk. Yıllardır oraya sörfe gidip gelirken gördüğümüz, harabe diyebileceğim bir ev vardı. O gün sörf olmayınca, bari ev bakalım dedik ve o gözümüze kestirdiğimiz evin kiralık olduğunu öğrendik. Ertesi gün evi tuttuk. Riva Gelara koyunu kuş bakışı görebildiğimiz, denize nazır bir evdi. İkimiz çok uğraş vererek evi yaşanabilir hale getirdik ve 2019'dan itibaren Riva Surf House, sörfçüleri 5 yıl boyunca ağırladı. Geçtiğimiz yıl sörf evini kapatıp mobil olmaya karar verdik ve daha çok gezebilir hale geldik. Birlikte gezmeye, hikayemizi paylaşmaya, sörf yapmaya ve öğretmeye devam ediyoruz.
Karadeniz, çoğu kişi için sörfle bağdaştırılan bir yer değil. Sizi burada sörf yapmaya ikna eden neydi?
Karadeniz'de sörf yapılıyordu zaten ancak çok az kişinin yaptığı bir şeydi bu ve kulağa saçmalık gibi geliyordu. İnsanlar emin olmak için, dalga sörfü mü diye bir kez daha soruyordu. Bizim için ilk dalgamızı aldıktan sonra her şey kendiliğinden gelişti. Mümkün olduğunu görünce diğer her şeyi unuttuk ve bunu olabildiğince çok kişiyle paylaşmayı hayal ettik.